Ömer Faruk İnceler
Üstat
Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt romanı, sadece bir esir kızın hikâyesi gibi görünse de, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir dönemin aynası aslında. Dilber’in küçük yaşta satılması, gördüğü muameleler ve aşkı uğruna yaşadığı acılar insanın içine işliyor. Onun dramında bireysel ve toplumsal bir çöküş hissediliyor. Esaret, onun küçücük omuzlarına büyük bir yük gibi binmiş, ne bir çocuk gibi gülebilmiş, ne de bir insan gibi ağlayabilmiş. Bu eserde, yıllarca susturulan çığlıklar var. Yazar, roman boyunca güçlü bir toplumsal eleştiri sunarken duyguyu da eksik bırakmamış. Finaliyle sarsan, vicdanı zorlayan bir eser. Bittiğinde geriye sadece içimizde ince ince sızlayan bir yara kalıyor. ''Bir esirin hikayesi sona erdiğinde, asıl hesap özgür olanların vicdanında başlar.''