alisalihk
Kaşif
Uzun süredir listemde olan Açlık Oyunları’nı çoğu kişi gibi önce filmiyle tanımıştım. 17 yaşımda izlediğimde distopya kavramıyla ilk kez karşılaşmış ve yaratılan zalim dünya beni derinden etkilemişti. Masum insanların hayatlarının çalınması fikri o yaşta bile beni sarsmıştı. Filmdeki karakterlerle yoğun empati kurmuş, hatta bu durum arı korkumu bile tetiklemişti. Kitaba gelirsek, filmi önceden izlediğimden edebi açıdan beklentimi düşük tuttum, nitekim bu yönüyle çok güçlü değildi. Bazı mantık hatalarına rağmen sürükleyici, temposu yüksek ve ilgi çekici bir distopyaydı. Sadece son bölümler biraz uzatılmıştı. Genç-yetişkin okurları cezbeden, macerası güçlü ama edebi derinliği sınırlı bir eser. Klasik distopya seven ya da edebi metinlere alışkın okurlar için Martin Scorsese’nin Marvel için dediği gibi “edebiyatın lunaparkı” sayılabilir. Ama ne yalan söyleyeyim, lunaparkları severim. Seriye devam!