Cansu Özmen
Üstat
Kurgusu basit gibi görünüyor: Bir çocuğun ölümü. Ama anlatılan sadece bir kayıp değil, bir annenin kalbinde büyüyen sessizlik, bir babanın kelimelere dökemedikleri ve bir ailenin acıyla baş etme şekli. Duygusu ince ince, ilmek ilmek örülüyor. En çok da Agnes karakteri etkiledi tabii ki beni. Kitap boyunca sanki o yaşıyor da ben sadece izliyormuşum gibi hissettim. Doğayla kurduğu bağ, çocuklarıyla ilişkisi, kederle baş etme biçimi… yüksek sesle ifade edilmiyor hiçbir şey ama her şey hissediliyor. Shakespeare’in adı bir kez bile geçmiyor kitapta, ama o adamın kim olduğunu çok iyi anlıyorsun zaten. Kelimelerin arkasındaki o suskunluk, sahnelerin sessiz tanığı oluyor. Yavaş okunması gereken bir hikâye değil, bir hissin romanı bu.