Bahar  Akan
Kaşif
Livaneli’yle bu kadar geç tanışmış olmak, içimde buruk bir pişmanlık yaratıyor... Serenad’ı yıllarca basit bir aşk hikayesi sanıp ertelemişim. Oysa şimdi kitapla göz göze geldiğim her an içimde fırtınalar kopuyor... Bu kitap, yalnızca bir aşkı değil; tarihin en karanlık kıyılarını, sessizliğe mahkûm edilmiş kadınların çığlığını ve insanlığın en derin yaralarını anlatıyor. Livaneli, Serenad’da geçmişin acı izlerini bugüne taşıyor. Nazi Almanyası’ndan İstanbul’a uzanan bu hikâyede, bir profesörün yıllar sonra İstanbul'a yaptığı bir yolculuk, hem kişisel hem tarihsel bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Profesörün gelişi, hayatın sıradanlığı içinde kaybolmak üzere olan bir kadını uykusundan uyandırıyor ve o kadın geçmişin gölgelerinde kaybolan kadınları sesi olmak için ayağa kalkıyor. Kadınların çektiği acıları başka bir kadından başka daha iyi kim anlayabilir? Bazı kitaplar vardır, okurken değil, bitince konuşur insanla Serenad’da tam olarak öyle bir etki bıraktı bende...