Müşerref İlknur  Öztürk
Kitapkurdu
yalnızca bir aşkın değil, aynı zamanda bir ruhun derinlikli çığlıklarının da tanığıdır. Kafka, Milena Jesenská’ya duyduğu tutkulu ama imkânsız aşkı, çoğu zaman içsel çelişkiler, kaygılar ve yalnızlık duygusuyla harmanlayarak mektuplarına döker. Bu mektuplar, bir adamın bir kadına olan sevgisini ifade etmesinden çok daha fazlasıdır; insanın varoluş sancılarını, yabancılaşmasını ve iç dünyasındaki kırılganlığı da gözler önüne serer. Kafka, Milena’ya bir yandan yaklaşmak isterken, diğer yandan kendi korkuları ve hastalıklarıyla arasına görünmez duvarlar örer. Onun kalemi, bazen sevgi dolu bir şefkat, bazen de umutsuz bir çığlık gibi yankılanır. Bu yönüyle eser, klasik bir aşk mektubu kitabı değil, edebiyat tarihinin en derin ve içten ruh çözümlemelerinden biridir. Milena’ya Mektuplar, hem bir aşkın hem de bir yazarın iç dünyasının en çıplak haliyle belgelendiği nadir yapıtlar arasında yer alır.