Deniz Özbektürk
Hezarfen
“Kağıt Ev”, kitaplarla kurduğumuz ilişkiyi sorgulamamı sağladı. Okumak bazen bir kaçış, bazen bir anlam arayışı olur; ama bu kitap gösteriyor ki, tutku kontrolsüzleştiğinde insanı yalnızlığa sürükleyebilir. Carlos Brauer’in kitaplara olan sevgisi, sonunda onun hayatını yutan bir girdaba dönüşüyor. Bluma Lennon’un ölümüyle başlayan hikâye, aslında bilgiyle dolu bir dünyanın insanı hayattan nasıl koparabileceğini gösteriyor. Kitaplar biriktirmek, okumak, öğrenmek elbette değerli ama insanı hayattan uzaklaştıracak kadar olursa tehlikeli bir hâl alıyor. Bu açıdan roman bana, bilginin insanı olgunlaştırması kadar, bazen ağırlaştırabileceğini de düşündürdü. Yazarın sade ama derin anlatımı, her sayfada kitap kokusunu hissettiriyor. Okurken hem bir kitap koleksiyonunun büyüsüne kapıldım hem de o yığının altında ezilen insanın yalnızlığını hissettim. Sonuç olarak Kağıt Ev, edebiyata aşkla bağlı herkes için bir uyarı niteliğinde: Kitaplar bizi büyütmeli, yutmalı değil.