Önder Güngör
Üstat
Puslu Kıtalar Atlası”sını elime aldığımda, zamanın dokusu sanki yavaşlamış gibiydi: Kitabın sayfaları arasında İstanbul’un gölgelerle örtülü, gizemli bir 17. yüzyıl resmi canlanıyor.Sizi Galata meyhanelerine, korsanların denizlerine, yeraltı insanlarının labirentlerine sürüklüyor; ama bunlar tarihsel bir dekor değil—hep birlikte postmodern bir masalın parçaları, öyle derin ve öyle canlı ki adeta nefes alıyor Karakterler öyle gerçek, öylesine dokunulabilir ki; Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin, rüyalarla örülmüş bir atlas kurarken aslında kendi iç haritalarını çiziyorlar. Düşle gerçek, bilinçle bilinçaltı arasında ince bir çizgi—"Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?" satırı, bu labirentin merkezine atılan bir anahtar gibi çarpıyor Fantastik unsurlar, Osmanlı dönemiyle buluşuyor; her sayfada tarih, masal ve felsefe iç içe geçiyor. Kitabın bu yapısı; okuyucuyu hikâyenin içine davet ediyor, ama bir yandan da "her şeyin düş mü gerçek mi?" sorusunu düşündürüyor.