Önder Güngör
Üstat
Ateşten Gömleki okurken beni en çok etkileyen şey, romanın Millî Mücadele’yi bir tarih dersi gibi değil, birebir içinden anlatılan bir duygu akışı olarak hissettirmesiydi. Özellikle Ayşe’nin yaşadıklarının ağırlığı—İzmir’in işgalinde ailesini kaybetmesi, ardından İstanbul’un o çaresiz havasından sıyrılıp Anadolu’ya geçmesi—roman boyunca üstümde kaldı. Ayşe’yi okurken “güçlü kadın karakter” klişesi değil, gerçekten acı çekmiş ve aldığı her kararı bunun ağırlığıyla vermek zorunda kalan bir insan görüyorsunuz. Peyami’nin iç çatışmaları ise romandaki en ilginç katmanlardan biri. Onun bakış açısından bölümleri okurken hem Ayşe’ye hem de İhsan’a duyduğu hayranlık ve kıskançlık karışımı duygular o kadar insanî ki, savaşın ortasında bile bireysel tutkuların nasıl susturulamadığını hissediyorsunuz. Hele finalde yaşadığı kırılma, romanın “savaş yalnızca cephede yaşanmaz” mesajını çok çarpıcı şekilde tamamlıyor.