Ömer Faruk İnceler
Üstat
Hüyükteki Nar Ağacı, bende sessiz bir sızı bırakan metinlerden biri oldu. Okurlar çoğunlukla hüzün ve doğa betimlemeleri üzerine konuşmuş olsa da, beni çeken başka bir ayrıntı vardı: insanların umut kurma biçiminin yavaş yavaş aşınışı. Köydeki herkes bir yere yetişmeye çalışırken aslında kendi içinden eksiliyor. Traktörün köye gelişi de sessiz dönüşümün göbeğinde duruyor. Modernleşme gibi görünen bu yenilik, önce bir hayranlık yaratsa da zamanla insanların elinden emeğin anlamını alıyor. Toprakla kurdukları eski bağ gevşiyor ve herkes fark etmeden kendi yerini sorgulamaya başlıyor. Yusuf’un yaşadığı o ağır anlar da sadece acıyı göstermek için yok, toprağın ve insanın aynı anda yorulduğunu sezdiriyor. Kitap ilerledikçe fark ettim ki en güçlü yer, karakterlerin hayal kurma ısrarında yatıyor. Son sayfada hissettiğim şey, yazarın asıl derdinin büyük duygular değil, görünmez çatlaklar olduğu. Kitabı bitirdiğimde kendi içimdeki sessiz hüyüğe bakarken yakaladım kendimi.