gnlcntrk
Kitapkurdu
İtiraf etmeliyim ki Deli İbram Divanı’nın ilk sayfalarını okurken içim çekilerek ilerledim. 100. sayfaya kadar hem bırakmak istedim hem de yazarın diline hayran kaldım. Ancak bir noktadan sonra metin beni içine çekti, kalan bölümleri bir metrobüs yolculuğunda soluksuz okudum. Roman; çocukluğunu yaşayamadan büyüyen, sözünün arkasında durmaya çalışan, kendi doğrularıyla dünyaya kafa tutan bir karakterin, Osman’ın hikâyesi üzerinden ilerliyor. İçimizden sessizce sövüp saydığımız ama karşısına dikilmeye cesaret edemediğimiz her şeyin karşısına dikilen Osman, bir anlamda toplumun bastırılmış vicdanını temsil ediyor. Kursağına lokma giremeyen insanların çaresizlikle verdikleri yanlış kararlar, ardından gelen pişmanlıklar ve kötülükle kurdukları bağ, güçlü bir anlatımla veriliyor. Kitap yalnızca bir balıkçı köyünün hikâyesi değil; kapitalist sömürü düzenine, yolsuzluklara, dinin çıkar uğruna araçsallaştırılmasına, doğanın ve hayvanların hunharca katledilmesine yönelik sert bir eleştiri.