sevvallsirin
Bilge
Hüseyin Rahmi’nin Toraman’ı, okuru ahlaki labirentin içine hapsediyor. Kendimi roman sayfalarından ziyade, mahalle aralarında herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle konuşamadığı yasak gerçeklerin ortasında buldum. Şuayip Efendi’nin trajikomik gençlik illüzyonu ile Aziz’in çiğ ve dizginlenemez öfkesi arasındaki gerilim, insan doğasının karanlık köşelerine ışık tutuyor. Beni en etkileyen, yazarın Emile Zola vari keskin gerçekçiliği bizim İstanbul’un dedikodulu mahalle kültürüyle bu kadar doğal harmanlamasıdır. Romanda karakterlerin zaafları o kadar çıplak ve insani ki, bir noktadan sonra yargılamayı bırakıp insanın içindeki bastırılamayan hayvani dürtülerin gücü karşısında ürperiyorsunuz. Toraman, sadece bir aile faciası değil; toplumsal maskelerin, biyolojik gerçekler karşısında nasıl paramparça olduğunu gösteren sarsıcı bir ayna. Modernleşen toplumun kıyısında kalmış, köhneleşmiş değerlerin ve insani arzuların bu kadar cesurca çarpıştırılması tek kelimeyle hayranlık uyandırıcı.