Deniz Özbektürk
Hezarfen
Suzan Defter’i okurken bir hikâyeden çok, iki ayrı insanın zihnine sessizce misafir oluyormuş gibi hissettim. Sayfalar ilerledikçe olaylardan ziyade duyguların ağırlığı belirginleşiyor. Yazar, karakterlerini anlatmıyor; onları kendi iç sesleriyle konuşturuyor. Bu da kitabı yorucu ama bir o kadar da gerçek kılıyor. Beni en çok etkileyen şey, aynı hayatın kadın ve erkek gözünden ne kadar farklı hissedilebildiğiydi. Yan yana akan günlükler, bazen aynı anı bambaşka anlamlara dönüştürüyor. Bu durum, ilişkilerdeki sessiz kırılmaları ve söylenmeyenlerin yükünü çok iyi yansıtıyor. Kitapta yalnızlık var ama gürültülü değil; daha çok içten içe büyüyen, insanın kendine bile itiraf edemediği bir yalnızlık. Karakterler birbirlerine yaklaşırken bile aslında kendi içlerinde kayboluyorlar. Bence bu kitap herkes için değil. Olay arayanı değil, ruh hâli okumayı seveni içine alıyor. Yavaş ilerleyen, düşündüren ve bittikten sonra da zihinde kalan bir kitap.