Faulkner bu romanda “ne oldu?” sorusundan çok, “olanı nasıl anlatıyoruz ve neden çarpıtıyoruz?” sorusunu merkezine alır. Roman, Thomas Sutpen’ın yükselişi ve yıkılışı etrafında şekillenir. Ancak hikâye düz bir anlatıyla ilerlemez; Quentin Compson, Rosa Coldfield, Mr. Compson ve Shreve gibi anlatıcıların parçalı, tekrar eden ve çelişen anlatılarıyla kurulur. Okur, gerçeğe hiçbir zaman tam olarak ulaşamaz; yalnızca anlatıların bıraktığı izleri takip eder. Faulkner’ın dili yoğun, dolambaçlı ve nefes kesicidir. Uzun cümleler, iç içe geçmiş zamanlar ve bilinç akışı tekniği, romanı zorlayıcı ama derin kılıyor.