Battal  Şenel
Kitapkurdu
Şeker Portakalı’nı okurken bir kitabın değil, bir çocuğun kalbinin sayfalarını çevirdiğimi hissettim. Zezé’nin yaşadığı acılar beni sık sık durdurup düşünmeye zorladı.Onun hayal gücü, yalnızlığını örtmeye çalışan ince bir örtü gibiydi.Şeker portakalı fidanıyla konuşması bana hem çok masum hem de çok hüzünlü geldi. Çünkü bu, aslında kimsenin onu gerçekten dinlemediğinin bir göstergesiydi.Kitap boyunca Zezé’nin sevgiyi hak etmek için çabalıyor oluşu içimi acıttı.Portekizli Manuel’in ona gösterdiği ilgi ise kısa süreli bir nefes gibiydi.Bu bağın kırılması beni derinden sarstı. Kitabı bitirdiğimde içimde sessiz bir hüzün kaldı. Şeker Portakalı bana, çocukların dayanıklı değil, korunması gereken varlıklar olduğunu tekrar hatırlattı. Okurken kendimle de yüzleştim; bazen farkında olmadan sertleşen bir yetişkin olma ihtimali ürkütücüydü. Bu hikâye bana küçük bir ilginin bile bir çocuğun dünyasında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini hissettirdi. Bu yüzden etkisi uzun süre geçmedi...