Ömer Faruk İnceler
Üstat
Şık’ı okurken sık sık güldüm ama bu gülüş hiç hayra alamet değildi. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şöhret Bey’i anlatıyor gibi yapıp aslında insanın kendini inkar etme halini didikliyor. Batılılaşma hevesi, yanlış kullanılan kelimeler, gösteriş merakı… Bunlar komik olduğu kadar acı. Çünkü Şöhret Bey bana bir tipten çok bir hâl gibi geldi. Ne olduğundan ziyade neye benzemek istediğiyle yaşayan insan hâli. Romanın dili rahat,sokakla temas halinde.Mizah var ama cilalı değil.Bence bu yüzden sahici. Bir de şunu bilerek okumak kitabı başka bir yere taşıyor: Şık, yazarın ilk adımı.Daha yolun başında, ancak tereddütsüz. Üstelik Ahmet Mithat’ın sahip çıkmasıyla yayımlanmış bu metin biraz da biri fark etsin cesaretiyle var olmuş. Özetle, kitabın bana kazandırdığı düşünce şu oldu: mesele yanlış batılılaşma falan değil sadece.Mesele, insanın kendisiyle kuramadığı bağ.Şık, o kopukluğu gülerek anlatıyor ama gülüş uzun sürmüyor.Çünkü tanıdık. Fazlasıyla. Zaman değişiyor ama “şık”lar pek değişmiyor.