Kübra Çelik
Kitapkurdu
Huzursuzluk’u okurken kendinizi sanki Livaneli’nin şarkılarında dolaşıyormuş gibi hissediyorsunuz: hem hüzünlü, hem yoğun, hem de sizi içine çeken bir atmosfer var. Kitap, kasabanın dar sokaklarında geçmişin gölgeleriyle yüzleşen insanların hikâyelerini anlatıyor. Karakterler öyle gerçek ki bazen gülüyorsunuz, bazen de “vay be” diyorsunuz; hüzünle mizah öyle doğal karışıyor ki, sayfalar kendi kendine akıyor. Livaneli’nin dili sade ama etkili; bir cümleyle hem kasabanın kokusunu, hem bir insanın iç sıkıntısını hissediyorsunuz. Hikâye sadece olaylar zinciri değil; geçmişin ağırlığı, insan ilişkilerinin kırılganlığı ve toplumun sessiz baskısı sizi nefes almadan takip ediyor. Okurken hem meraklanıyor, hem de bazen kendi hayatınıza gülümseyerek bakıyorsunuz. Huzursuzluk, adını sonuna kadar hak eden, okundukça akılda kalan, ince nükteleri ve imgeleriyle hafif bir tebessüm de bırakabilen bir roman.