Kübra Çelik
Kitapkurdu
"Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Bu meşhur cümleyle başlar Tolstoy’un başyapıtı. Anna; güzelliği, zarafeti ve tutkusuyla aslında hepimizin içindeki "özgür olma" isteğini temsil ederken, aynı zamanda seçtiği yolun ağırlığı altında ezilen bir ruhun portresini çizer. Onu sadece aldatan bir kadın olarak görmek, okyanusu sadece yüzeyindeki dalgalardan ibaret saymaktır. Anna, samimiyet ararken sahteliklerin içinde boğulan, dürüst kalmak istedikçe yalanlara mahkum olan trajik bir kahramandır.Kitapta sadece Anna’nın yıkımını değil, Levin’in toprakla ve inançla kurduğu o tertemiz bağı da izleriz. Bir yanda salonların soğuk ve yapay ihtişamı, diğer yanda tarlaların, emeğin ve huzurun sadeliği... Tolstoy, Anna ve Levin üzerinden bize iki farklı yaşam biçimi sunar: Biri parlayıp sönen bir ateş, diğeri ise ağır ağır yanan bir fener gibi.