Kübra Çelik
Kitapkurdu
Bu kitabı bitirdiğimde göğsümün üzerinde bir ağırlık, boğazımda ise geçmek bilmeyen bir düğüm kaldı. Feride’nin o şen şakrak, ele avuca sığmaz hallerinin adım adım nasıl vakur bir sessizliğe ve derin bir hüzne evrildiğini izlemek, sanki çok yakın bir dostumun gözlerimin önünde büyümesini, hatta yaşlanmasını izlemek gibiydi. Beni en çok sarsan şey, hayallerinin enkazı altında kalan bir insanın, o enkazdan nasıl olup da başkalarına ışık olacak bir güçle çıktığı oldu. O tozlu Anadolu yollarında Feride’yle birlikte ben de üşüdüm, ben de o yalnızlık duygusuyla baş başa kaldım. Kitabı kapattığımda aynaya bakıp şunu sordum: "Ben onun kadar cesur olabilir miydim? Her şeyi tek bir gecede silip atıp, hiç bilmediğim bir karanlığa bu kadar dik bir başla yürüyebilir miydim?" Feride’nin hikâyesi bende sadece bir hayranlık değil, tarifi zor bir "iyileşme" arzusu bıraktı. Onun o mağrur yalnızlığını okuduktan sonra, insanın kendi yaralarını sarmasının aslında ne büyük bir kahramanlık olduğunu anladım.