Kübra Çelik
Kitapkurdu
Masumiyet Müzesi'ni bitirdiğimde, bir kitabı okumuş gibi değil de, birinin mahrem saplantılarına suç ortağı edilmiş gibi hissettim. Sayfalar ilerledikçe Kemal’in o hastalıklı aşkı beni öyle bir kıskacına aldı ki, bir noktadan sonra sevgiyle delilik arasındaki o ince çizginin nasıl silindiğini dehşetle izledim. Beni en çok sarsan, bir insanın kaybettiği bir mutluluğu geri getirebilmek için sıradan eşyalara, bir tokaya ya da bir sigara izmaritine nasıl can çekişen bir umutla tutunabildiğiydi. Okurken kendimi Kemal’in o eşyalarla kurduğu tuhaf dünyada hapsolmuş hissettim; sanki o müze benim de üzerime kapandı. Kitabı kapattığımda, sahip olduğum her nesneye "Acaba bunun içinde hangi hatıra saklı?" diye bakmaktan kendimi alamadım.