Kübra Çelik
Kitapkurdu
İçimizdeki Şeytan, ruhumun karanlık dehlizlerinde elinde bir mumla dolaşmak gibiydi; her sayfada ışığın çarptığı o gölgelerden kendimle yüzleşmek zorunda kaldım. Ömer’in o iradesizliği, hayata ve kendine karşı olan o korkunç "kayıtsızlığı" içimde bir yerlerde hep susturduğum o fısıltıyı uyandırdı: "Kabahat senin değil, içindeki şeytanın!" Okurken kendimi, kendi kurduğu labirentte yolunu kaybeden ve duvarlara çarpmaktan yorulan bir mahkûm gibi hissettim. Sabahattin Ali, insanın o en savunmasız, en çıplak ve en çirkin yanlarını öyle bir ustalıkla serdi ki önüme; bir noktadan sonra okuduğum şey bir roman değil, ruhumun çekilen röntgeniydi. Macide’nin o vakur duruşu ile Ömer’in kendi içindeki uçuruma yuvarlanışı arasındaki o gerilim, zihnimde simsiyah bir düğüm attı.