Kübra Çelik
Kitapkurdu
Benim Adım Kırmızı, beni bir sanat tarihçisi kadar ağırbaşlı, bir dedektif kadar uykusuz bırakan o meşhur "kim vurdu" labirenti... 16. yüzyıl İstanbul’unun karlı sokaklarında katil ararken; bizzat bir "Ağaç" ve bir "Altın Para" tarafından sorguya çekilmek, zihinsel dengelerimle ufak bir oyun oynadı. Orhan Pamuk öyle bir dünya kurmuş ki; bir yanda Doğu-Batı felsefesinin dibine vururken, diğer yanda Şeküre’nin kimi seçeceği mevzusu beni mahalle teyzelerinden daha çok gerdi. Nakkaşların "Kör olsam da şu minyatürü ezbere çizsem" hırsını gördükçe, fırçayı elime alıp "Tamam, atın bacağını ben çizerim, yeter ki şu cinayeti çözün!" diyesim geldi. Kitabı kapattığımda anladım ki; üslup dediğimiz şey, insanın kendi kusurlarını "sanat" diye yutturabilme becerisiymiş. Kabul edelim; hepimiz o kadar felsefe arasında aslında gizli gizli Şeküre’nin aşk trafiğini takip ettik. Sonuçta nakkaşlığın karası bir yana, magazin her zaman daha kırmızı!