Kübra Çelik
Kitapkurdu
Momo, saatlerin tıkırtısı arasına sıkışmış ruhlarımıza verilmiş sessiz bir öğüt gibiydi. Michael Ende, o gri takımlı adamları hayatımıza öyle bir sızdırmış ki; okurken kendi takvimimdeki o "çalınmış saatlerin" hesabını sormaya başladım. Beni en çok sarsan, Momo’nun dünyayı kurtarmak için kılıç kuşanması değil, sadece dinlemesiydi. Hiçbir şey yapmadan, sadece susup karşısındakine kalbini açarak zamanı nasıl da genişlettiğini görmek, günümüzün o telaşlı dünyasına atılmış en zarif çığlıktı. Gri Adamlar şehre "zaman tasarrufu" vaat ederken, aslında hayatın o en kıymetli neşesini, yani "şimdiyi" nasıl da sinsice emdiklerini fark ettiğimde tüylerim diken diken oldu. Kitabı kapattığımda, kulağımı göğsüme yaslayıp o "zaman çiçeğinin" atışını duymaya çalıştım. Anladım ki; zaman, onu biriktirenlerin değil, onu bir dostla paylaşıp harcama cesareti gösterenlerin hazinesidir.