Kübra Çelik
Kitapkurdu
Huzur Sokağı, modern dünyanın gürültülü caddelerinden kaçıp, insanın kendi iç kalbine sığındığı o kerpiç duvarlı, maneviyat kokulu sokağın ta kendisiydi. Şule Yüksel Şenler, Bilal ve Feyza’nın hikâyesini anlatırken aslında bizi iki farklı dünyanın, iki farklı ruh ikliminin tam ortasına bıraktı. Okurken kendimi bazen o sokağın tozlu ama tertemiz kaldırımında bir tefekkür vaktinde, bazen de Feyza’nın içindeki o sancılı değişim fırtınasının tam merkezinde buldum. Beni en çok sarsan, hidayetin ve aşkın o incecik sızısı oldu. Bilal’in sarsılmaz duruşundaki o vakur sabırla, Feyza’nın parıltılı ama boş dünyasından sıyrılıp "huzuru" arayışındaki o çırpınış; bana kalbin en büyük inkılaplara gebe olduğunu bir kez daha hatırlattı. Kitabı kapattığımda, sokağımızdaki gürültülerin dindiğini ve asıl meselenin binaları değil, ruhları huzura kavuşturmak olduğunu hissettim. Anladım ki; bir insanın huzuru bulması, bir sokağın adının değişmesiyle değil, kalbinin yönünü bulmasıyla başlarmış.