laedri88
Üstat
İnsanları peşin olarak yargılamayı adeta boynumuzun borcu olarak görüyoruz. Halbuki herkesin hikayesini bir de kendi ağzından, kendi yüreğinden, o kanayan yerlerinden dinlemek gerekiyor. Bu romanda Şebnem'e dışarıdan bakıp onu ahlaki kalıplara sığdırarak "aşağılık bir sürtük" olarak tanımlayıp kestirip atmak işin en kolay kısmı. Asıl zor olan, insan olup onu gerçekten anlamaya çalışmak. Yaralarını saramasan bile en azından o yaraları görmek, o acıya şefkatle tanıklık etmek. Zor olan parmak sallamadan, sadece susup sessizce dinleyebilmek. Üstelik bu kitap sadece savrulan bir genç kadının kişisel trajedisini anlatmakla da kalmıyor. Aynı zamanda içine düştüğümüz; kokuşmuş, yozlaşmış ve ahlak bekçiliği yaparken çürümüş o düzene karşı atılmış okkalı bir tokat, bir başkaldırı bildirgesi adeta. Kapağı kapattığınızda içinizde koca bir boşluk ve öfke kalıyor. Söyleyecek o kadar çok şey, haykıracak o kadar çok haksızlık var ki. Ama dönüp etrafınıza bakıyorsunuz; kime, neyi söylüyorsunuz?