Bahar  Akan
Kaşif
Antabus öyle bir kitap ki, okuması kolay ama sindirmesi çok zor. Çünkü Leyla’nın hikâyesi sadece onun değil, bu ülkedeki pek çok kadının ortak yarası. Bir birey olmaya çalışıyor ama sürekli bir kimliğe indirgeniyor: birinin kızı, birinin karısı, birinin gölgesi. Konfeksiyon işçiliği, zorla evlilik, şiddet, yalnızlık… hepsi tanıdık çünkü kadınların gündelik hayatında sessizce yaşanan şeyler bunlar. En çarpıcı yanı ise Leyla’nın mizahı çünkü o mizahın arkasında aslında kan kusan bir kadın, acı dolu bir çığlık var. “Benim en büyük hayalim boşanmak” dediğinde, özgürlüğünün ne kadar uzağa itilmiş olduğunu hissediyoruz. Leyla sadece “düz Leyla” olmak istiyor, ne kutsal ne günahkâr, sadece kendisi. Ama baba, koca, patron, sevgili derken duvarlar hiç eksilmiyor. Üzerine bir de kadınların birbirine açtığı yaralar ekleniyor. İşte Antabus, bu duvarların arasında sıkışmış kadınların sesi. Leyla’nın hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: sadece kendin olabilmek, aslında en büyük mücadeledir.