econozzy
Batur’un verdiği bilgilerden; sergilendiğinde büyük heyecan uyandıran bu tablo üzerine yazılan beş romanın da resmin, modelin ve ressamın dünyasında gezindiğini öğreniyoruz. Ya Halil Bey? Ona ayrılan yer ise birkaç bilinen ansiklopedi kaydından öte değilmiş. İşte bu öte olmamaklık hali, batılının “ötekini” nasıl gördüğünü, geçmişe dönük o büyük “aile” resminde Halil Bey’in neden yer almadığını da ifşa ediyor. Bir yabancı o Avrupa’da, ama Batur’un ifadesi ile aynı zamanda “atipik”! Bir “yabancı”yı anlamanın kolaylığından olacak, Halil Bey’in atipikliği ile ilgilenmiyor kimse; bildiklerini, bildikleri sandıkları doğulu steoretipini görüyorlar bir Osmanlı Paşası’nda. Batılı’nın gözüyle o, “doğunun, kaynağı sonsuz servetlerinden biri; aşk ve ten kutuplarına kilitli, hayatını oyuna sürmüş bir adam”... Ve Batur, önce kitabına da aldığı portresini dikkatle okuyor paşanın, bir adım sonra daha önce atılmış ilmikleri teker teker söküyor ve kendi şişleri ile yeniden örüyor Halil Bey’in; Halil Şerif Paşa’nın hayatını... Attığı her ilmik, aslında kendi yaratma serüvenini de oluşturuyor.