laedri88
Üstat
Bu sarsıcı eser, kurgu ile gerçeğin acımasızca iç içe geçtiği bir uyanışı özetliyor. Körlük salgınının ardından zihinsel bir aydınlanma yaşayan halk, sömürüye karşı tepkisini en barışçıl yolla, sandıkta beyaz oy kullanarak gösterir. Varlığını kutuplaşma ve korku üzerine kuran iktidar mekanizması ise bu masum sivil itaatsizliği bir özeleştiri fırsatı olarak görmek yerine anında "vatan hainliği" olarak damgalar. Roman, sırf sistemin çarkları dönsün diye günahsız insanların feda edildiği o çok tanıdık manzarayı yüzümüze çarpıyor. Olayların isimsiz bir başkentte geçmesi gerçeği değiştirmiyor; okurken hiçbir yabancılık çekmememiz, kitabın tarihsel otoriter güç reflekslerinin kusursuz bir alegorisi olduğunu kanıtlıyor. İnsanca yaşamayı talep etmenin büyük bir suç sayılması, okuru haklı bir isyana sürüklüyor. Kendi aklıyla gören ve manipüle edilemeyen bir toplum, statüko için en büyük kabustur. Gerçekliğin kurguyu aştığı bu çağda, o çığlıklara ortak olmak zihni inanılmaz berraklaştırıyor.