AYŞE  BAYRAKTAR ÇAKIR
Kaşif
İstanbul’un ortasında, betonla doğanın iç içe geçtiği bir fabrika sahasında geçen bu hikâye; sadece bir kedinin değil, aslında hepimizin hikâyesi… Tozlu yollar, yorulmuş işçiler, kümeste dolaşan hayvanlar ve o karmaşanın içinde kendi düzenini kurmaya çalışan bir yaşam… Ve o düzeni bozan bir isim: Hoyrat. Hoyrat’ı sevmek kolay değil ama anlamamak da mümkün değil. Çünkü o, hayatta kalmaya çalışan, içgüdüleriyle yaşayan bir canlı. Belki de bu yüzden kitap boyunca ona kızmak yerine içten içe hak veriyorsunuz. Sürgün edilmesiyle birlikte hikâye sadece bir “ceza” anlatısından çıkıyor; aidiyet, vicdan ve terk edilmenin ağırlığına dönüşüyor. Ve geri dönüşü… İşte tam kalbe dokunan o an. Yazarın samimi ve ironik dili, fabrikanın sert gerçekliğiyle doğanın kırılgan huzuru arasında çok güçlü bir denge kuruyor. Okurken sadece bir olay örgüsünü değil; iş hayatını, insan ilişkilerini ve görünmeyen bağları da hissediyorsunuz.