derya Önür
Bilge
Okurken sürekli şunu hissettim: Zaman dediğimiz şey aslında düz bir çizgi değil, kırılmış, dağılmış ve bazı yerlerde takılı kalmış bir şey. Geçmişin yükü, söylenmemiş sözler ve yarım kalmış duygular karakterler üzerinden anlatılsa da aslında hepsi bize ait. Bir vapur sesi, uzaklaşan bir siluet ve arkada kalanların içindeki sessiz çığlık… İstanbul ise sadece bir şehir değil; yaşayan, hatırlayan ve unutmayan bir karakter gibi. Sisli sokaklar, eski vapurlar ve taş duvarlar geçmişin izlerini bugüne taşıyor. En çok da şu soruya takıldım: Geçmiş gerçekten geride mi kalır, yoksa biz mi ondan kopamayız? Bazı anlar yıllar geçse de içimizde ilk günkü gibi kalır ve bu kitap tam da o anların hikâyesi. Yazarın dili sade ama derin; süslemeden doğrudan kalbe dokunuyor. Seni ağlatmaya çalışmadan gözlerini dolduruyor. Kırık Zamanlar, unutmaya çalıştığımız ama aslında hiç unutamadığımız her şeyin kitabı; çünkü bazı hikâyeler bitmez, sadece içimizde yaşamaya devam eder.