Resul Kahveci
Kaşif
“Semerkant”, zamanın kumları arasına gömülmüş bir hakikatin izini sürer. Her sayfasında, geçmiş ile şimdi arasındaki ince bağın nasıl da kopmadan varlığını sürdürdüğünü hissettirir. Ömer Hayyam’ın rubaileri, yalnızca dizelerden ibaret değildir; onlar, insanın kaderle, aşkla ve ölümle kurduğu sessiz diyaloğun yankısıdır. Roman ilerledikçe, Semerkant bir şehir olmaktan çıkar; bir hafızaya, bir arayışa dönüşür. Kaybolan bir el yazmasının peşinde koşanlar aslında kendilerini ararlar. Çünkü bazı kitaplar okunmaz, yaşanır. Ve bazı şehirler, haritalarda değil, insanın iç dünyasında var olur. “Semerkant”, okuyana şunu fısıldar: Zaman geçer, imparatorluklar yıkılır, ama kelimeler kalır. Ve bazen bir dize, koca bir tarihten daha fazla şey anlatır.