Ömer Faruk İnceler
Üstat
Selim Nüzhet Gerçek, bizi Gazanfer Paşa’nın radikal ve oldukça heyecanlı kararı ile baş başa bırakmış. Dönemin o yorucu ve herkesin birbirini gözetlediği hafiye atmosferinde, bir dublör aracılığıyla var olmama lüksünü arayan Paşa’nın hikayesi, aslında günümüz insanın görünmezlik arzusuna atılmış zamansız bir çentik gibi. Gerçek, polisiye bir kurgunun çok ötesinde, kimliğin ne kadar kırılgan ve taklit edilebilir olduğunu gösteriyor. Katilin kim olduğundan ziyade, gerçek olanın kim olduğu olayı beni daha çok meraklandırdı. Eğer kendi hayatımızın provasını bir başkasına yaptırabiliyorsak, asıl ölen kim? Eser, o eski ve puslu İstanbul dekorunda, ruhun sahteliğine dair oldukça karanlık ve cesur bir hikaye sunmuş. Klasik bir polisiye okuduğumu sanırken, kendimi bir kimlik krizinin tam ortasında buldum. Bir insanın yerini doldurmak sadece dış görünüşle mümkün müdür, yoksa ruhun da bir kopyası çekilebilir mi?