SihirliFlut
Hezarfen
Tatar Çölü’nü okurken içimi kaplayan o garip boşluk hissini uzun süre atamadım. Buzzati öyle büyük olaylar anlatmıyor aslında ama insanın içine işleyen bir bekleyiş duygusu var sayfalarda. Kitap bittiğinde şunu düşündüm: Hayat gerçekten de çoğu zaman bir şeylerin olmasını beklemekle mi geçiyor? Giovanni Drogo’nun Bastiani Kalesi’ne atanmasıyla başlayan hikâye, başta sıradan bir askerlik görevi gibi görünüyor. Ama kale, zamanla bir mekândan çok bir sembole dönüşüyor. Çölün karşısında, hiç gelmeyen düşmanı beklemek… İşte asıl mesele bu bekleyiş. Drogo’nun gençliğinin, umutlarının ve hayallerinin yavaş yavaş o kalenin duvarları arasında eriyip gitmesini okumak beni hem sinirlendirdi hem de hüzünlendirdi. Çünkü bir yandan “Git artık oradan!” demek istiyorsunuz, bir yandan da onun o büyük anı kaçırma korkusunu anlıyorsunuz. Buzzati’nin dili sade ama atmosferi inanılmaz güçlü. Çölün sessizliği, kalenin rutini, askerlerin tekdüze hayatı…