“’Seninle benim, dünyadaki herkesten çok dünümüz var. Artık biraz da yarınımız olmalı.’ Uzanıyor, kadının elini tutuyor. Öteki eliyle yüzüne dokunuyor. ‘Sahip olduğun en iyi şey, kendinsin Sethe. Sensin.’ Parmakları kadının parmaklarını sıkıyor. ‘Ben mi? Ben mi?’”
Toni Morrison’un “gevşek bir üçleme” olarak kurguladığı Sevilen-Caz-Cennet üçlemesine başlamış bulundum. Anlattıkları hikâyeler ve karakterler birbirinden bağımsız, doğrudan devam romanları olmayan metinler bunlar ama birbirini tamamlayan bir düşünsel bütünlük kurmuş Morrison. Köleliğin ve onun gölgesinin Amerika’daki siyah deneyimini nasıl biçimlendirdiğini üç farklı dönem ve düzlemde inceliyor.
İlk kitap olan ve sanırım Morrison’un da en meşhur yapıtı diyebileceğimiz Sevilen, iç savaş sonrası dönemde geçiyor ve yazar gerçek bir olaydan yola çıkarak köleliğin insanda açtığı bireysel ve ruhsal yaralara odaklanıyor. Gerçek olay şu: kaçıp özgürlüğüne kavuşan bir siyah kadının (Margaret Garner), 28 gün sonra “sahipleri” tarafından yakalanması ve köle olarak yaşamasın diye küçücük çocuğunu elleriyle öldürmesi. Bu spoiler değil zira yazar kitabın başındaki önsözde anlatıyor hikâyeyi. Bunu duyduğunda ne kadar sarsıldığını ve buradan bir roman devşirmeyi arzulayışını ancak hikâyeyi kurgularken yaşadığı sıkıntıları da aktarıyor. O sıkıntıları işte o öldürülen bebekten bir karakter yaratarak çözmüş: Sevilen, o bebeğin ta kendisi.
Travmanın kuşaklararası aktarımına, anne-çocuk ilişkisine ve “unutulmuş” geçmişin geri dönüşüne dair son derece şiirli bir dille yazılmış bir roman bu. Okuduklarım arasında Morrison’un büyülü gerçekçilikle en yakın temasta olduğu metni de buydu. Sevilen’in öldürüldüğü evin hayaleti olarak varlığını sürdürmesi, Sethe’nin sırtındaki ağaca dönüşen kırbaç yarası, sesler, şarkılar, kokular... Morrison öyküyü kronolojik anlatmadığı için yer yer takip etmek güçleşiyor ama o kadar, o kadar güzel yazılmış ve o kadar güçlü bir metin ki, insan kendini akıntısına bırakıveriyor.
Hem şiddetin, hem sevmenin binbir biçimi bir arada ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi sanırım. Çok, çok sevdim.