Eylül Görmüş
Kitapkurdu
duru bir dil...
“Aileyi tam olarak ne yıkar, bunu hiçbir zaman anlamadım. İki yabancının nasıl olup da birbirini seven iki insana ve birbirini seven iki insanın da nasıl olup bir süre sonra iki yabancıya dönüştüğünü; ortak çocukları olmasına rağmen bir zaman sonra tek amaçlarının neden birbirlerini yaralamak olduğunu da anlayamadım hiç.” Bence Türkiye’de henüz yeterince üzerine konuşmadığımız bir mesele var: gurbetçilerin, özellikle Almanya’ya giden Türklerin ürettiği edebiyat. 1960’larda göç eden Türklerin orada doğan, her iki kültürü de tanıyarak büyüyen çocukları o özgün ve zor deneyimlerinden süzdükleriyle epey eşsiz bir edebiyat üretmeye başladı; Almanya meselenin farkında, özellikle son yıllarda epeyce konuşuluyor bu mesele. İlk kuşağın yazdığı ve daha çok “göçmen edebiyatı” olarak nitelenen metinlerden farklı olarak, yeni kuşağın metinleri artık sadece göç hikâyelerini anlatmıyor; Almanya edebiyatını dönüştüren, yeni bir dil, yeni ritimler ve yeni bakışlar getiren bir alan olarak kabul ediliyor. “Post-migrantische Literatur” diye anılan bu yeni janra dair filoloji bölümlerinde çalışmalar da yapılmakta. Neyse evet, 1988 doğumlu Necati Öziri’nin Almanya’da epey konuşulan Vatermal’inin de Türkçeye (Baba İzi adıyla) çevrilmesi de bu nedenle büyük heyecan ve mutluluk uyandırdı bende. Bu kuşağın özgün deneyiminin tüm unsurlarını taşıyan, müthiş duru bir dille yazılmış bir roman bu. Öziri’nin kimlik parçalanması ve aradalık (Almanya’da “yabancı”, Türkiye’de “Almancı” olma hâli ve hem kültürel, hem sınıfsal, hem duygusal aradalık aslında), dil meselesinin yarattığı bariyerler, ırkçılık ve dışlanma deneyimi, bu kuşağın aidiyetlerini tanımlamada çektiği güçlükler, erkekliğin kırılganlığı, şiddet, öfke gibi izleklerin etrafında ördüğü romana bayıldım. Siyasi nedenlerle Almanya’ya kaçan, orada iki çocuk sahibi olan ama sonra onları da terk edip ülkeye geri dönen hiç hatırlamadığı babası Metin’le konuşan, hasta yatağındaki anlatıcımızdan koca bir kuşağın darmadağın oluşunun öyküsünü dinliyoruz. Çok hüzünlü, çok sahici, çok incelikli bir roman bu. Çok çok sevdim. Çok tavsiye ediyorum.