sembollerle bezeli dili o kadar şiirli ve yoğun ki...
"Ama şimdi, artık öldüğüm için, muhtemelen bütün erkeklerin hayatlarında bir kere olsun büyük bir fedakarlıkta bulunma, hayati önemdeki bir şeyden esef duyarak feragat etme, bir kelebeği paramparça etme isteği duyduklarını anlıyorum, kendi kaderlerinin efendisi olduklarını hissedebilmek için yapıyorlar bunu."
Latin Amerika edebiyatının klasiklerinden kabul edilen Kefenli Kadın'ın nihayet dilimize çevrildiğini öğrenince çok heyecanlanmıştım, bekletmeden okudum kitabı ve Şilili María Luisa Bombal ile tanışmış oldum.
Öncelikle; bu kitabın 1930'larda yazılmış olması olacak bir iş değil - hala o kadar yeni, o kadar modern ki! (Bana benzer bir şeyi düşündüren 1881 tarihli Machado de Assis romanı Mezarımdan Yazıyorum geldi aklıma, konusu da kısmen benziyor, merak ediyorum, acaba Bombal da o kitabı okumuş ve benim gibi vurulmuş muydu? Bu metnin ilhamı biraz da oradan geliyor olabilir mi? Asla cevabını bilemeyeceğimiz eğlenceli bulmacalar. Ama Juan Rulfo'nun Pedro Paramo'sunun ilhamını bu kitaptan aldığı söyleniyor mesela.)
Ölümünün ardından tabutta bekleyen bir kadının iç sesini dinliyoruz roman boyunca - her yönüyle müthiş, çok güçlü bir kadın sesi bu, o yıllarda pek de alışık olmadığımız türden. Kadın (Ana Maria) kapağı açık tabut içinde yatarken hayatında iz bırakmış türlü insanlar gelip onu ziyaret ediyor, herkesle hesabını kapamadan öte tarafa geçemeyeceği için sabırla bekliyor; gelenlerle vedalaşıyor ve hesaplaşıyor.
Bombal'ın yer yer Proust'u, yer yer Woolf'u anımsatan, sürrealist unsurlarla zenginleşen, sembollerle bezeli dili o kadar şiirli ve yoğun ki, insan sahiden kendini o tabutun içinde, kadının gözünden geçmişe bakıyor gibi hissediyor okurken. Metnin bunca lezzetli olmasında Seda Çıngay Mellor'un çevirisinin de payı büyük şüphesiz. Bu arada metni İngilizce çevirisinden okuyoruz ama kitabı İngilizceye bizzat Bombal'in kendisi çevirmiş, bu da enteresan bir detay olarak burada dursun.
Çok etkilendim. Şu cümleyle bitireyim: "Kafamda aşkın tatbik edilmesi zor bir erdem olduğuna dair rahatsız edici bir fikir belirmeye başlıyordu, insan istediği gibi sevemiyordu, yapabildiği kadarıyla sevmeye mahkûmdu."