Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Çok katmanlı, çok güzel, çok zarif bir metin...
“Anne babanın bir zamanlar anne baban olmadığını bilmek güzeldir herhalde. Bana şu an rahatlatıcı geliyor.” Amerikalı yazar Richard Ford’un Kanada’sının dilimize çevrildiğini öğrenince epeydir beklettiğim Vahşi Hayat’ını artık okuyayım da kendisiyle bir tanışayım dedim - ve ne kadar iyi ettim yahu. Nasıl da nazik, dokunaklı bir metinmiş bu. Bir kere müthiş başlıyor: “1960 sonbaharında, ben on altı yaşında ve babam da bir süredir işsizken, annem Warren Miller adında bir adamla tanıştı ve ona âşık oldu.” 16 yaşındaki anlatıcımız Joe, annesinin başka birine aşık olmasıyla hayatlarının tepetaklak oluşunu anlatıyor. Dinlediğimiz süreç sadece 3 gün. Ama ne çok şey oluyor o 3 günde ve genç anlatıcımız nasıl soğukkanlı ama bir o kadar da kalpten anlatıyor olanları. Yetişkinleri tamamen anlayamayacağının bilincinde, bununla barışık, dolayısıyla yargılamadan ama kendi duygularını da yok saymadan... Şu cümleyi unutmayacağım, çünkü bence hepimizin ebeveynlerimizle ilişkimizde bunu fark ettiğimiz, dünyanın merkezi olmadığımızı öğrendiğimiz bir somut an vardır. Kimimiz spesifik olarak hatırlarız, kimimiz o anda sezmiş sonra unutmuşuzdur. Bunu annesinin ağzından işitiyor Joe: “İnsanlar senin istemediğin şeyleri yaptıklarında onların deli olduğuna inanmak istemezsin. Çünkü çoğunlukla öyle değildirler. Sadece sen onların yaptıklarının bir parçası değilsindir. Hepsi bu. Ve belki de olmak istersin.” Her şeyin bizimle ilgili olmayabileceğini anladığımız o ilk an, ah. Kitapta buna benzer türlü büyük anlar, olanca küçük biçimde, öyle hoş anlatılmış ki. Annenin annelikten istifa etmek istediği anlar, okurken kimi zaman insanı öfkelendiren bocalaması, Joe’nun yine de onu anlaması ve haliyle biz okurların da anlamamızı sağlaması, baba Jerry’nin zayıflığı. Aslında herkesin zaman zaman sorumlulukları olmayan birer çocuk gibi davranmaya duyduğu ihtiyaç... Çok katmanlı, çok güzel, çok zarif bir metinmiş Vahşi Hayat. İsmi de ayrıca güzel - çünkü içinde bildiğimiz anlamda vahşi bir şey yok, hayata içkin vahşetten başka. İçinde bir tane lüzumsuz sözcük olmayan bu duru romanı çok sevdim. Şöyle bitireyim: “Sözcükleri bilebilirsiniz ama onları hayatla eşleştiremezsiniz, bunu biliyordum.”