“Annem benim için bir kadındı, ama kendi için hâlâ elini tutması, yardım etmesi için annesine seslenen bir çocuktu. Annemin annesi de görmediğimiz o bilinmez alemde bir çocuktu. Ben sonsuz bir çocuk soyundan gelmekteydim.”
Geçtiğimiz sene İsa üçlemesini okuduğumdan beri bir Coetzee kitabı okumamıştım. Coetzee’yi çok seviyorum ama zor, tuhaf metinler yazdığı şüphesiz, dolayısıyla araya biraz boşluk koyarak okumayı tercih ediyorum sanırım farkında olmadan. Ama özleşmiştik şüphesiz zira Utanç ve Barbarları Beklerken gibi iki devasa eser yazmış bu tekinsiz adamı sahiden seviyorum.
Michael K., yazarın okuduğum kitapları arasında en dokunaklı olanlarından biriydi. Doğuştan deforme olmuş bir dudak ve yarık bir burunla dünyaya gelen Michael K., bu dünyadan olmayan, bizim genelde “kıt akıllı” diye kategorize ettiğimiz o insanlardan biri. 30 yaşına dek iyi kötü yaşıyor ancak Güney Afrika’nın kendini bir iç savaşın içinde bulmasıyla beraber onun da dünyası altüst oluyor. Tıpkı Kafka’nın Josef K’sı gibi nedenini bilmediği bir anlamsızlığın içinde sürükleniyor, toplama kamplarına götürülüyor, suçlanıyor, cezalandırılıyor. Ve ısrarla şunu söylüyor: “ben savaşta değilim.”
Ah, canım Michael K. Koca bir toplum aklını kaçırmışçasına silahlara sarılmışken “ben savaşta değilim” diyebilmek kıt akıllılık mıdır sahiden, yoksa bizim anlayamayacağımız bambaşka bir idrak seviyesi midir? Herkes birbirini öldürmeye çalışırken Michael K.’nın yaptığı gibi dağlara çıkıp inatla sebze yetiştirmeye, toprağı yaşatmaya çalışmak delilik değil de müthiş bir direniş biçimi olabilir mi?
Coetzee’nin her eserinde ilk bakışta görünenin ardındakini bulup çıkarabilmesine ve bence topumuza aptal muamelesi yapabilmesine büyük hayranlık duyuyorum. Kurumlarımızın, savaşlarımızın, aidiyetlerimizin, tanımlamalarımızın hepsinin ne kadar boş ezberlerden ibaret olduğunu ortaya koyan bir karakter ve roman Michael K - nitekim kendisini anlamaya en çok yaklaşan kişi olan ikinci bölümdeki anlatıcımız eczacının bakış açısında yarattığı değişiklik de bunun ispatı bence.
Kitabın da sonu olan, Michael K’nın ağzından duyduğumuz son cümleyle bitireyim: “İnsan böyle de yaşayabilir.”