"Aşk konusunda, aşk dilinde ve aşk jestlerinde kesinlikli olmalıyız. Eğer aşk bizi kurtaracaksa, ölüme bakmayı öğrendiğimiz kadar açıkça bakmalıyız ona. Aşk okulda öğretilmeli mi? Birinci sömestr: arkadaşlık; ikinci sömestr: sevecenlik; üçüncü sömestr: tutku. Neden olmasın?"
Julian Barnes okumaya devam ediyorum, bu kez 10½ Bölümde Dünya Tarihi'nin ardından bildirmeye geldim ve tuttum bu "buçuk" bölümden bir alıntı seçtim. Epey enteresan bir kitap bu, 10 bölümlük, başka türlü yazılmış kurgusal ve alternatif bir dünya tarihi. (Roman diye geçiyor ama aslında öyküler de denebilir.) Bir de işte o buçukuncu bölüm var: Barnes'ın araya girip aşka dair bir deneme ekleyiverdiği (çünkü diyor ki, "aşk bizi düş kırıklığına uğrattığında kabahati dünya tarihinde bulmalıyız") - sanırım en sevdiğim bölüm o oldu, alıntı da oradan geldi.
Nuh'un gemisine sızmış bir tahtakurusunun gözlemleriyle başlıyor roman, anlayacağınız üzere epeyce absürt ve muzip bir metin elimizdeki. Açıkçası ilk bölüm öyle müthiş ve komikti ki (gerçi ben zaten Julian Barnes'ı aşırı komik buluyorum), devamına dair beklentim çok yükseldi, bu ilk bölümde canım Saramago'nun "Lizbon Kuşatmasının Tarihi"nin hissini bulur gibi oldum ve heyecanlandım ama ilerleyen bölümleri maalesef o kadar parıltılı bulamadım. Kötü mü, hiç değil, ama ilk bölümdeki kadar iyi uygulayamamıştı sanki fikri.
Ne peki bu fikir? Kitaptan alıntılayayım; şu bence: "Tarih, olan biten değildir. Tarih, tarihçilerin bize anlattığı şeydir." Barnes da adeta diyor ki "bir de ben anlatayım bakın nasıl anlatıyorum?". Yukarıdaki cümle bana bir başka Barnes kitabında (Bir Son Duygusu) okuyup unutamadığım şu cümleyi anımsattı: "Tarih, belleğin kusurlarının, belgelemenin yetersizlikleriyle buluştuğu noktada üretilen o kesinliktir." 10½ Bölümde Dünya Tarihi'nden yaklaşık 20 yıl sonra bu cümleyi yazarken bir yandan kendi kitabını da tariflediğini şimdi anlıyorum.
Yazarların dönüp dolaşıp takıntılı olduğu mevzulara geri gelmelerini izlemeyi, bunların izlerini tespit etmeyi çok seviyorum ya. Bu kitapla Barnes'ın tarih takıntısının derinine inme şansım oldu, ben mutluyum.