Eylül Görmüş
Kitapkurdu
bir halk masalı gibi bir anlatı...
“Aşk ortaya çıktığında, daha önce gölgede kalmış şeyleri görme yetisi keskinleşir. Ama aynı zamanda, zaten bilinen şeyleri görme netliği bulanıklaşır.” Kitap’ın Yolcuları, aynı zamanda Tokarczuk’un da kitaplarla yolculuğunun başlangıcı - şu kitabın bir ilk roman olmasına inanamıyorum valla. Mükemmel bir kitap olduğundan demiyorum, çok hırslı ve kapsamı büyük bir iş olduğu için söylüyorum. 2008 Nobel Edebiyat Ödüllü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’un ilk romanı Kitap’ın Yolcuları sonunda dilimize çevrildi. Kendimi psikolojik olarak hala okumaya hazırlanamadığım Yakup’un Kitapları kütüphanemde beklerken Empusyon’dan beri buluşamadığım Olga Hanım’ın kelimelerine geri dönmüş oldum ben de bu romanla. 1685 yılının Fransa’sındayız. Kardeşlik isimli bir tarikatın mensupları, eski bir manastırda saklı olduğunu düşünülen ve dünyanın tüm bilgeliğini içerdiklerine inandıkları “Kitap”ı aramak üzere yollara düşüyorlar, biz de bu yolculuğa eşlik ediyoruz. Gruptan eksilenler oluyor ve biz nihayetinde simyacı Marki, terk edilmiş Veronika, dilsiz arabacı çocuk Gauche ve onun sarı köpeğiyle baş başa kalıyoruz. Her büyük yolculuk gibi, onlarınki de hedefinden ve amacından bağımsız olarak dönüştürücü, yoğurucu, başkalaştırıcı bir yolculuk. Dağ geçitlerinde, vadilerde, ovalarda ilerledikçe karşılarına tuhaf insanlar çıkıyor, bilmedikleri bir dünya önlerine seriliyor. Ateş başında bir gece boyunca anlatılan bir halk masalı gibi bir anlatı bu. Her yol hikâyesi gibi sürükleyici, merak uyandırıcı. Doğayla ve mistik olanla ilişkimiz Tokarczuk’un tüm kitaplarında olduğu gibi burada da baş rolde. Yazarın seneler sonra Empusyon’da çok daha iyi kotaracağı bir işe de, karakterleri üzerinden okura felsefi sorgulamalar sunma işine yani daha bu ilk kitapta giriştiğini görebiliyoruz ama tabii Empusyon’a göre epey amatörce buradaki diyaloglar. İnsan bu ilk romanda ne büyük bir yazarın doğacağını sezinliyor. Şüphesiz ki Olga Hanım’ın en iyi kitaplarından biri diyemeyiz, karakterlerini örneğin kanımca pek derinleştiremiyor ama dediğim gibi, daha ilk kitabından böyle büyük bir hikâye anlatmaya kalkması bile başlı başına hayranlık verici bence.