Eylül Görmüş
Kitapkurdu
aşka ve ilişkilere dair kafa yoran herkes okumalı...
"Aşkın ancak insan onun baştaki ayartıcı ihtiraslarına vefasızlık ederse baki kalacağına, ilişkilerin yürümesi için ta en başta kendisini bu ilişkilere gark eden duygulardan vazgeçmesi gerekeceğine kanaat getirecek. Aşkın heves değil beceri olduğunu öğrenmesi gerekecek." Allahım, nasıl çok sevdim, öpmek istiyorum kitabı! Bu kadar sevmemin sebebi kitabı tam da ihtiyacım olan bir anda okumuş olmam olabilir; aşka, uzun ilişkinin tuzaklarına, sadakate, güvenlik duygusuna dair delice kafa yorduğum bir dönemde ilaç gibi, su gibi geldi bana. De Botton'un 23 yaşında yazdığı Aşk Üzerine'den 20 sene sonra yayımladığı Aşk Dersleri romanı, yazarın 20 senede heybesinde biriktirdiklerini görmemizi sağlıyor. Besbelli çok tecrübe edinmiş, çok akıl yürütmüş, pişmiş, olmuş. Aşk Üzerine'yi de epey sevmiştim ama bu bambaşka güzel. Birbirlerine aşık olup evlenen Rabih ve Kirsten'in ilişkisi üzerinden uzun ilişkilerin dinamiklerini didikliyor De Botton. Tuzakları, zorlukları, tökezlemeleri... Bunalımlar, sırlar, sabırsızlıklar, tahammülsüzlükler... İkilinin öyküsünü anlatırken bazı bazı araya girip birkaç nasihat da iliştiriyor: buralarda en iyi bildiği işi yapıyor, felsefenin gündelik problemleri çözümlememize nasıl yardımcı olabileceğinin uygulamasını gösteriyor. Tek başına bu kısımlardan ibaret olsa belki ortalama bir psikoloji (hatta neredeyse kişisel gelişim!) kitabı olabilecek metin, kurgunun omzunda öyle bir yükseliyor, bu iki kısım birbirini öyle bir bütünlüyor ki, üf. Acayip lezzetli bir şey çıkıyor ortaya. Bu kitabı iyi ki evlilik konulu podcast bölümümüzü çekmeden evvel okumamışım zira sanırım bölüm boyunca sadece bu kitaptan bahsederdim; kendisi sürekli dönüp dolaşıp geri geleceğim, kafam karıştıkça, kayboldukça başvuracağım bir kaynak olacak. Altını çizdiğim yerlerin sonu yok ama şu çok sevdiğim cümleyi de buraya alıp bitireyim. Bu kitabı aşka ve ilişkilere dair kafa yoran herkesin (yani aslında tüm insanların!) okumasını fena halde tavsiye ediyorum. "Bir sürü insanın çocuklara iyi davrandığı bir dünyada yaşamak harika bir şey. Birbirimizin çocukça taraflarına biraz daha anlayışla yaklaştığımız bir dünyada yaşamaksa daha da harika olurdu."