Eylül Görmüş
Kitapkurdu
bir anlamda bu coğrafyanın da öyküleri bunlar...
“Garip bir turistik cazibe merkezidir acı. Dünyanın bir yerlerinde büyük trajediler için giriş ücreti alınır. Birine yıllarca işkence yapılan evler, birilerinin topluca kurşuna dizildiği okullar, tren enkazları. Anneannemin yarasına bedava giriliyordu.” Bulgar şair ve yazar Yordanka Beleva ile tanışma kitabım oldu Keder. Minicik, küçücük öykülerden müteşekkil bir seçki bu, hiçbiri 5 sayfayı geçmeyen ama insanın içine içine işlemeyi beceren öyküler. Ne kadar güçlü bir kalemi varmış hanımefendinin; çok şaşırdım, çok etkilendim. Kimi kentten, kimi köyden türlü öyküler anlatıyor Beleva, hepsinin ortak noktası ise içlerine sinmiş hüzün ve yalnızlık. Kavuşamayan, anlaşılamayan, terk edilen, yalnız kalan insanların hikâyelerini okuyoruz. Hüzünle kol kola yürüyen bir şefkat de var tüm öykülerde. Beleva kelimelerini tasarruflu kullanıyor, bu sayede de her bir kelime insanın kalbine saplanıveriyor. Anlattıkları sadece bireysel acılar da değil, toplumsal olayların, siyasi yarılmaların, savaşların da sesini duyuyoruz arka planda. Onların insanlara neler ettiğini. Bulgar toplumunun bizimkine yer yer ne çok benzediğini de fark ediyor insan okurken, bir anlamda bu coğrafyanın da öyküleri bunlar. Kısacık öykülerden zihnimde bir sürü karakter kaldı, ne maharet bunu başarabilmek. Madam Güneş, resim öğretmeni, isimsiz anneanne, bir yılı eksik olduğu için evlenememiş buruk adam... Hepsini hatırlayacağım. Kitaba adını veren öyküden şu çok sevdiğim pasajı da eklemek isterim: “Keder Türkçe bir sözcük, acı anlamına geliyor. Bir zamanlar eski Türkler bir insan öldüğünde yakınlarına tam olarak kırk acı miras bıraktığına inanırlarmış. Ölümden sonraki kırk günün her biri için birer tane. Günler geçtikçe acıların sayısı da azalırmış ama sonuncusu sonsuza dek kalırmış.” Şahane bir tanışma oldu benim için. Umarım yazarın diğer kitaplarını da Türkçede okuma şansına erişiriz.