Eylül Görmüş
Kitapkurdu
başka bir sonu olmasını tercih ederdim ama bu haliyle de çok sevdim...
"Hayatımdaki her ilişkinin kendi kahkahası var. Erkek kardeşim benden kendine has bir kahkaha çıkarabiliyor ve sen de bambaşka bir tür kahkaha attırıyorsun bana, senin baban da, iş arkadaşlarım da, dağcılık kulübü de öyle ve her kahkaha birbirinden farklı. Ancak bazen, arkadaşımı kaybettiğimde en hakiki kahkahamı da kaybettim gibi hissediyorum.” İskandinav edebiyatı genellikle üzmüyor, yine üzmedi. İzlandalı yazar Frida Isberg’in yakın gelecekte geçen distopik romanı “İşaret”, enteresan sorular soran, iyi yazılmış bir roman. Sonu biraz havada kaldığı için beni biraz üzdü ama kendini iştahla okutmayı başardığı muhakkak. Kişilerin duyarlılık seviyesini ölçme iddiasında bir yeni teknoloji mevzubahis; “empati testi”. Kitaptaki psikologların savunduğuna göre bu testi geçemeyen, düşük bir duyarlılığa sahip kişiler “merhametsiz”, dolayısıyla suç işlemeye daha eğilimliler. Bu testin herkes için zorunlu hale getirilmesiyle toplumdaki suç oranının düşeceğini iddia ediliyor ve bunu oylamak üzere gidilecek referandumdan önceki son birkaç haftada geçiyor olaylar. Halk ikiye bölünmüş durumda, bir taraf testin daha güvenli bir toplum yaratacağını savunurken, diğer taraf “zorunlu işaretleme”nin temel hakların ihlali olduğunu söylüyor. Başta birbirinden ayrı gözüken ancak okudukça öyküleri birbirine bağlanan dört karakter üzerinden akıyor hikâye. “Güvenlik” nedir, nasıl tanımlanır? Onu sağlamak için ne kadar ileri gidilebilir? Şeffaflığın sınırları nerede başlar, nerede biter? Empati sahiden insanları kategorize etmek için yeterli bir ölçüt müdür? Ayrıcalıklı koşullara doğanlar ve zorlu hayat koşullarına sahip olanlar denk biçimde değerlendirilebilir mi? Hayatta kalmalarının tek yolu zorunlu bir hissizleşme olan insanlar, empati eksikliği nedeniyle potansiyel suçlu ilan edilebilir mi? “Toplumun iyiliği” için bireylerin haklarına nereye kadar müdahale edilebilir? Bence çok önemli sorular soruyor kitap ve çok doğru biçimde kafa karıştırıyor. Dediğim gibi başka bir sonu olmasını tercih ederdim ama bu haliyle de çok sevdim. Şöyle bitireyim: “Ama güven bu değil! Güven doğası gereği belirsizliktir. Güven insanlara inanmaktır, emin olmak değil.” Ne kadar doğru ya, ne kadar.