“İki kişiyken, tek başına olduğundan daha yalnız hissediyor insan kendini.”
Kafka’nın günlüklerini sonunda okumayı başardım. Kafka’yla ilgili kavrayışımı derinleştirmek ve zenginleştirmek maksadıyla giriştiğim bir işti, böyle bir derdiniz varsa muhakkak okuyun bu kitabı çünkü en mahrem, en gerçek, en kendi olduğu halini görüyoruz yazarın. Ama bunun kolay bir okuma olmadığını, gerek içeriği (zira çok karamsar bir metin bu) gerek dili itibariyle zorlayıcı olduğunu belirteyim - ayrıca 750 sayfa.)
Neredeyse tüm eserleri gibi bu kitap da ölümünün ardından yayınlanmış. Bu konuda kafam karışık, bir insanın (yazar olsa da olmasa da) güncesini kendisinden izinsiz yayınlamak bir tür mahremiyet işgali değil midir acaba? Öte yandan metnin insanlarla buluşmasında bir kamu yararı varsa ki burada var zira müthiş bir metin bu, o zaman o sınır esnetilebilir mi? Zor sorular. Neyse, sonuçta ben şunları okuyabildiğim için çok mutluyum.
Aslında okuyunca Kafka’nın Milena’ya karşı ne kadar içten olduğunu gördüm - mektuplar ve günce farklıdır malum, mektupta bir muhatabınız olur ve o muhataba karşı büründüğünüz kişiliğin gölgesi siner yazdıklarınıza ve insan, en sahici olanı bile, başkasına karşı asla kendine karşı olduğu kadar dürüst değildir. Oysaki günce yazarken tek muhatabımız kendimizizdir. Ve fakat Kafka güncesinde de, Milena’ya yazdığı mektuplarındakinden çok da farklı biri değil gibi. O mektuplardan aklımda kalan en temel duygu korku olmuştu, aynı korku bu metinde de mevcut. Hayattan, gelecekten, anlaşılamamaktan, kendinden, başkalarından - herkesten ve her şeyden duyulan derin bir korku. Çok kuşatıcı bir şey bu, Kafka’nın yazdıklarını yayınlayamamasına sebebiyet veren şey de en temelde aynı korku bence.
Metnin kimi gündelik detayları biraz sıkıcı olsa da, özü itibariyle Kafka’ya dair çok şey öğreten bir kitap bu. Onun yalnızlığına ve tedirginliğine bir süreliğine de olsa ortak olmak bambaşka bir deneyimdi. Ayrıca bazı öykülerinin taslaklarını da barındırıyor bu günlükler ve nasıl tekrar, tekrar, tekrar yazdığını görebiliyorsunuz, bunu keşfetmek de pek acayipti.
İşte böyle. Ölümünün 100. yılında, bir kez daha iyi ki vardın Kafka - kıymetin geç de olsa biliniyor, ne mutlu.