Eylül Görmüş
Kitapkurdu
dinlediğimiz öykü çok naif, çok sahici...
“İlk tedaviden sonra içine yuvarlandığım derin bunalım günden güne yok oldu. Futbol oynamak ve gazoz içmek dahil eskiden yaptığım her şeyi yapmaya başladım. Baika bir deyişle onlardan çok farklı olmak istememe rağmen yaşıtlarımın arasına karıştım. Bu bütün ergenlerin mustarip olduğu bir tür şizofrenidir. Farklı olmayı hayal ederken aynı olmak için ellerinden geleni yaparlar.” İnsanın bazı kitaplara “ah canımın içi” diye sarılası geliyor, İtalyan yazar Gianrico Carofiglio’nun, adını bir Scott Fitzgerald cümlesinden (“Ruhun gerçekten karanlıklar içine düştüğü gecede saat daima sabahın üçüdür”) alan romanı Sabahın Üçü de onlardan biri. Son derece iddiasız, sakin, olaysız bir kitap - zaten tam da bu nedenle çok güzel ve bu sayede insanın kalbini okşuyor. Annesi ve babası kendisi küçükken boşandığından çok da yakın olmadığı babası ile sağlık sebeplerinden ötürü Marsilya’da uyumadan 2 gece geçirmesi gereken bir genç adam Antonio. Bu 2 gece boyunca babasıyla şehirde avare dolaşıyor ve o güne dek kuramadıkları bir bağ kuruyor baba-oğul. Sanıyorum pek çok insanın anne-babasıyla ilişkisinde bir paradigmanın kaydığı bir an vardır, iki yetişkin gibi yapılan ilk sohbet, ebeveynin anne/baba olarak değil, insan olarak göründüğü, kendini açtığı ilk an. Kim ne kadar hatırlar bilinmez ama hissi bâki kalır insanda. Antonio ve babasının tam olarak bu yolculuğuna eşlik ediyoruz biz de kitap boyunca. Bilmedikleri, tanımadıkları bir şehirde, sorumluluklarından uzakta; şehirle beraber birbirlerini keşfedişlerinin öyküsü. Antonio’nun ağzından dinlediğimiz öykü çok naif, çok sahici. Babasının kırılganlıklarını görüşü, kırılgan olmasının güven vericiliğinden bir şey eksiltmeyişini fark edişi, bir yetişkine şefkat duyulabileceğini öğrenmesi (ki o bilgi insanın büyüdüğünü anladığı anlardan birinin de habercisidir bence), şehrin tekinsizliği ve Antonio’nun hastalığının belirsizliğinin yarattığı huzursuzlukta birbirlerine başka türlü tutunmaları... Çok güzel, çok. Yazarın akışkan, sakin dilini ayrı, öyküyü ayrı, aralara serpiştirdiği minik bilgelik kırıntılarını ayrı sevdim. Eren Cendey çevirisi her zamanki gibi tertemiz. Okuyun. Hatta babalarınıza da okutun!