Eylül Görmüş
Kitapkurdu
sakin kelimeleri her zamanki gibi insanın içine işliyor...
“İnsan tutkularını gerçekleştirmediğinde ne tür bir utanç duyuyordu acaba?” Ay, gözlerim dolu dolu bitirdim kitabı. Miras ile tanıyıp çok sevdiğimiz Norveçli yazar Vigdis Hjorth bu defa daha hafif ve iyimser bir metinle karşımızda. Miras’tan bildiğimiz bazı izlekleri bu kitabında da görmek mümkün ama bu defa başka bir şey söylüyor Hjorth; bence çok daha umutlu bir şey. Anlatıcımız Ellinor, kendisine tam açıklayamadığı bir tatminsizlik ve anlamsızlık hissettiren bir hayat sürmekte. Her şey yerli yerinde görünüyor; iki arkadaşıyla beraber kurduğu bir PR firması, beklentilerini karşılayan bir sevgilisi var, kız kardeşi ve annesiyle sıkça görüşüyor, mutsuz olmak için görünürde bir sebebi yok. Kaldı ki zaten kendisi hissettiğin şeyin “mutsuzluk” olduğunun bile farkında değil, henüz. (Burada çok düşündüm; mutsuzluk, mutluluğun tam zıttı mıdır, ya da onun yokluğuyla açıklanabilen şey midir, olumsuzu mudur diye, bence değil, başka, bambaşka bir şey.) Derken bir gün, Posta İşçileri Sendikası’nın; AB tarafından dayatılan posta reformuna karşı yürütecekleri kampanyayı üstleniyorlar ve işte oradan sonra olaylar gelişiyor. Bildikleri ezbere yöntemlerle bir iletişim kampanyası yürüttükçe bilmedikleri ne çok şey olduğunu keşfediyorlar. Hakikatin, hikâye anlatmanın gücünü öğreniyor, gerçek insanların gerçek hikâyelerini işittikçe insanın kendi gerçeğine de yaklaşabileceğini kavrıyor anlatıcımız. “Kendini bir bağlamın parçası gibi hissetmek” diyor yazar bir yerde - Ellinor’un ve bence pek çoğumuzun yokluğunu hissettiği şey tam da bu. Posta reformu kampanyasının ne olduğunu söylemeyeyim - bu reform ve kampanya kısmı gerçek bu arada, dolayısıyla kitaba başlamadan önce Google’lamayınız ancak bitirince bakınız ve okuyunuz; Norveç’in yakın dönem siyasi tarihinin en mühim mevzularından biri, sonradan Brexit ile yeniden gündeme gelmiş hatta. Hjorth yine çok yalın, çok duru yazıyor ve sakin kelimeleri her zamanki gibi insanın içine işliyor. (Çevirmen Dilek Başak’ın da bunda katkısı büyük elbette!) Bana yer yer İdeal Defter’i ve oradaki anlatıcımızın sorgulamalarını anımsattı, iyice sıcacık hissettim. Özellikle kentli genç kadınların okumasını fena halde tavsiye ediyorum!