Eylül Görmüş
Kitapkurdu
karakterler öyle iyi çizilmiş, hepsi öyle derinleştirilmiş ki, her birini tanımış gibi oluyorsunuz...
"Kadınlarını mutfakta tutamayan bir hükümet mahvolmuş demektir." Julian Barnes'dan pek leziz bir post-Sovyet hikâyesi okudum. Barnes iyi bildiğimiz ve çok sevdiği işi yine yapıyor; tarihi didiklemek, onun tek ve bir olmadığını, nasıl anlatıldığına göre pekala değişebileceğini ortaya koymak işi. Fakat bu defa bunu yıllarca sosyalizmle yönetildikten sonra liberal ekonomiye geçen adını vermediği bir devlette (Bulgaristan olduğunu anlıyoruz) gerçekleşen eski Başkan'ın yargılaması üzerinden yapıyor, haliyle okuduğum Barnes eserleri arasında en politik olanı buydu. Büyük yazarlığın en önemli ölçütlerinden biri karakter geliştirme becerisi bence. Bu küçücük romandaki karakterler öyle iyi çizilmiş, hepsi öyle derinleştirilmiş ki, her birini tanımış gibi oluyorsunuz, bu da bence acayip bir saygı uyandırıyor. Hiçbiri siyah ya da beyaz değil, ne yargılanan eski başkan, ne de eski rejimin bir neferiyken şimdi demokratik ve liberal değerlerin savunucusu oluvermiş olan başsavcı. Konu politik de olsa, Barnes'ın malzemesi her zamanki gibi insan, haliyle insana ve insanın türlü hallerine dair çok fazla şey bulmak mümkün bu kitapta. Ben çok sevdim. Söz konusu yargılamada başsavcının ettiği şu müthiş cümleyle bitireyim. Tanıdık, değil mi? "Pekala, bay Başkan. Bu ceza davasının sürdüğü birkaç hafta boyunca sizin savunmanızla bir hayli içlidışlı olduk. Bütün suçlamalara ve ithamlara karşı savunmanızla. Anladık ki şayet yasadışı bir şey yapılmışsa, siz bunu bilmiyordunuz. Ve bunu biliyor idiyseniz, o zaman bu otomatik olarak yasal demekti."