Eylül Görmüş
Kitapkurdu
hem sade hem ihtişamlı olabilen dili ve bu güçlü hikâyeye ayrı bir kalıcılık katıyor...
"Kimisi korkudan sıçar altına, ötekisi saklandığı yerden çıkamadığı için ve bazısı da öfkeden, diye düşünüyor, bütün hepsini toplarsan adına savaş diyorlar." Yeri geldikçe söylüyorum, yine söyleyeyim: Almanların klasik edebiyat geleneklerinin üzerine koymakta oldukları şeyi müthiş buluyorum, çağdaş Alman edebiyatı acayip güçlü ve kendi geleneklerini dönüştürme ve dehşetle dolu hafızalarından bir yüzleşme devşirme becerileri bence çok etkileyici. Jenny Erpenbeck de çağdaş Alman yazarlar arasında en sevdiklerimden biri. Daha önce okuduğum "Bütün Günlerin Akşamı" ve "Gidiyor, Gitti, Gitmiş"in ardından "Gölün Sırrı"nı da çok sevdim, yazarın ilk romanı olduğu için diğerleri kadar iyi olmayabileceğine dair bir endişem vardı ama anladım ki yersizmiş. Erpenbeck, göl kıyısında bir evin değişen sakinleri üzerinden 20. yüzyılı katman katman soyuyor bu kitapta. Yazarın diğer eserlerinde de yaptığı işi yine çok somut şekilde görebiliyoruz burada: sıradan insanların hikâyelerini anlatırken arkaya kocaman bir toplumsal ve tarihsel çerçeve çizmek. Toplumdaki dönüşümlerin açtığı yarıkları, göl kıyısındaki evin giden, gitmek zorunda kalan, yok olan, geri gelen, deneyen, var olmaya çalışan türlü sahipleri ve misafirleri üzerinden cam gibi izliyoruz. Bu kitapta çok karakter var ama iki tane ana karakter var bence: biri bizzat evin kendisi, diğeri ise zaman. Zaman tarihe dönüşüyor, evin çehresini değil belki ama ruhunu ve dinamiklerini değiştiriyor, insanlar yaşamanın yollarını bulmaya çalışıyor. Erpenbeck'in biraz mesafeli bakışı ve nasıl tarif etmeli, biraz oksimoron bir tanımlama olacak ama aynı zamanda hem sade hem ihtişamlı olabilen dili ve bu güçlü hikâyeye ayrı bir kalıcılık katıyor. Okuyacaklar için bir uyarı: ilk birkaç bölümde içine girmekte zorlanabilirsiniz, korkmayın, hızla alışacaksınız yazarın anlatımına. Kendisinin son eseri Kairos'u da çeviriyor sanırım Can Yayınları. Merakla bekliyorum.