Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Yuva
"Neden ağlamayayım? İstediğim kadar üzülebilirim. Acıyı uzaklaştırmak için uğraşmaya mecbur değiliz. Uzaklaşması, yok olması gerekmiyor. Vermesi gereken acıyı vermeli; bundan böyle, sırf canımı yakıyor diye gerçeklerden saklanacak değilim." Geç tanışıp çok sevdiğim Toni Morrison'la yakınlaşmayı sürdürüyorum, kendisinin küçük novellası Yuva, yazarın okuduğum üçüncü kitabı oldu. Bu kitabını, daha önce okuduğum Aşk ve Resitatif kadar sevemedim maalesef. Kötü değil ama onlara kıyasla epeyce daha zayıf. Her zamanki gibi ırkçılık ekseninden kurmuş Morrison anlatısını, Kore Savaşı'na gidip dönen Frank'in üzerinden onun ve ailesinin, özellikle de kız kardeşi Cee'nin öyküsünü okuyoruz. Savaş, ekonomik buhran, yoksulluk, şiddet, çeşit çeşit adaletsizlik, zorbalık, ama en çok da Amerikan toplumunun her tarafına gömülü ırkçılık. Açıkçası bu kitap 120 değil 320 sayfa olsa sanki daha çok hakkını verirmiş gibi hissettim, biraz fazla sayıda başlığa fazla yüzeysel şekilde giriyor yazar, oysaki burada anlattığı konuların hepsi çok daha detaylı biçimde anlatılmayı hak ediyorlar, o zaman ortaya daha derinlikli ve çarpıcı bir roman çıkarmış bence. Kitabın epey şaşırtıcı ve beklenmedik ters köşeleri var, hatta bu kadarcık bir roman için biraz fazla sayıda var bence. Apansız ateşlenen silahlar, diri diri gömülenler, insanlar üzerinde yapılan deneyler vs vs. Her biri ayrı bir roman konusu olabilecek kadar çok sayıda ve büyük olay var. Keşke bu malzemeyi tek kitaba boca etmeseymiş de o olayların her birinin içinde biraz kalmamıza izin verseymiş. Kitapla ilgili bu temel derdim bir kenara, dilinin yine nefis olduğunu da belirteyim. Azıcık kelimeyle ne kadar vurucu ifade ediyorsun kendini sevgili Toni Morrison. Bunu becermeni çok seviyorum. Sayende Amerikan edebiyatıyla barışacağım resmen. Evet efendim, bu da böyle. Arz ederim.