"Rüşvet alıyorlar, füzeler yağdırıyorlar, ölüme tapıyorlar – bunların hiçbiri yeni değil. Yeni olan şu: Kendilerini suçlu hissetmiyorlar."
Nobel Edebiyat Ödüllü Alman yazar Heinrich Böll'ün son kitabı "Nehir Kıyısı Kadınları", biraz alışık olduğumuz Böll, biraz değil. Her ne kadar roman olarak geçse de aslında oyun gibi yazılmış bir kitap bu, sadece uzun diyaloglardan oluşuyor. 1980ler Almanya'sında geçiyor eser, savaş sonrası kendini yeniden pozisyonlamış, yeni hükümette türlü görevler edinmiş, pek çoğu eski Nazi olan adamların ama daha çok da onların hikâyelerinde belirleyici rol oynamakta olan kadınların öyküsü.
Burada daha önce çok kez söyledim, 1933-45 arası Almanya'sına dair okumaya bayılıyorum. Nazileri ve İkinci Dünya Savaşı'nı mümkün kılan kolektif delilik hali nasıl mümkün oldu, koca bir toplum nasıl böyle bir çılgınlığa sürüklenebildi, bu konuda yazılmış metinleri (kurgu veya kurgu dışı) çok ilgin buluyorum. Bu konuda epey büyük bir külliyat var, ama tabii işin bir de sonrası var. Özellikle çağdaş Alman edebiyatında elbette o devasa deneyimin izlerini bulmak mümkün ama savaş sonrasındaki Alman toplumunda olup bitenlere dair bu kadar spesifik bir metin hiç okumamıştım. O kıyametten nasıl bir yönetim çıktı, nasıl bir yozlaşmanın içinde buldu toplum kendini, görünürdeki yüzleşmenin ardında aslında nasıl çıkar mekânizmaları çalıştı... Böll bu kitapta bunları didikliyor.
Toplumsal yüzleşmenin dinamiklerine ve büyük travmaların ardından yaşanan ahlaki çöküntüye dair ilginç bir metin sonuçta bu. Biraz zor okunan ve odaklanmayı gerektiren bir kitap olduğunu da ekleyeyim. "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru", “Ademoğlu Neredeydin?” ve "Palyaço" kadar olmasa da sevdim kendisini. Böll külliyatında seyahatlerim sürecektir, arz ederim.