Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Yaşam ve Yazgı
"Savaşta oğlunu kaybeden anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar." Ne demeli, ne biçimde demeli, nasıl hakkını vermeli? Rus gazeteci ve yazar Vasili Grossman'ın kadersiz kitabı Yaşam ve Yazgı'ya boşuna "21. yüzyılın Savaş ve Barış"ı denmemiş. İkinci Dünya Savaşı'ndaki Büyük Stalingrad Savunması etrafında şekillenen Yaşam ve Yazgı, hem Nazizm'i, hem Stalinizm'i yerden yere vuran bir kitap. 1950'lerde, Rusların tabiriyle "Büyük Anayurt Savaşı" henüz bitmişken ve Sovyetler "Nazizm'i yenen ulus" olarak yurtseverliklerinin doruklarında, zaferden başları dönmüşken söylenmesi çok zor şeyleri söylüyor eser. Grossman, Stalin'in ardından başlayan yumuşama döneminde kitabının yayımlanabileceğine inanmış ancak ne kadar "yumuşasa" da totaliter devlet totaliter devlet işte ve kitap yayımlanmadığı gibi, müsveddelerine, hatta daktilo şeritlerine bile el konmuş ve yazar kitabının yayımlandığını göremeden umutsuzluk içinde ölmüş. Ancak kitabın gizlice ülke dışına kaçırılan iki kopyası daha varmış - 80’lerde Batı’da basılmış ve kısa zamanda 1 milyondan fazla satmış. Rusya'da ancak 2000'lerde yayımlanmış, yazarı çoktan göçüp gittikten sonra. Yani kitabın yazgısı, anlattığı insanların yazgıları kadar acıklı. Savaş muhabiri olarak Stalingrad'ı bizzat yaşamış ve Almanların teslim olmasından sonra Ukrayna'ya Kızıl Ordu birlikleriyle beraber giren, Nazi kamplarındaki vahşete ilk elden tanık olan Grossman çok sert, çok hakiki bir anlatı sunuyor okura. Hakikat: bu kitabı özetleyecek kelime bu. Şiddetin, sansürün, acımasızlığın, zayıflığın, korkunun, kanın - her şeyin hakikisi var içinde. O nedenle muazzam, o nedenle çok zor. "Faşizmi yenen yüce devlet" güzellemesi yapmak yerine, "faşizmle mücadele ederken faşistleşen bir devlet" anlatıyor Grossman, ilk elden deneyimlerle. Aynı anda hem savaşı, hem totaliter devleti eleştiriyor ve bunu büyük laflarla değil; savaşa, sansüre, şiddete maruz kalan insanların biricik öykülerini, ikilemlerini, korkularını, acılarını anlatarak yapıyor. "İnsan olmak" ve "insan kalmak" meselesine dair okuduğum en güçlü metinlerden biriydi. Hiç unutmayacağım.